Blog

Sertleşme Sorunu: Psikolojik mi, Fiziksel mi? Nedenleri ve Çözüm Yolları

Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon), dünya genelinde milyonlarca erkeği ve dolayısıyla partnerlerini etkileyen, ancak üzerinde konuşulması en zor sağlık problemlerinden biridir. Bir hekim olarak bu konuyu değerlendirirken, sorunun gerçek bir psikolojik/psikiyatrik nedene mi dayandığı, yoksa fiziksel bir bozukluğun getirdiği negatif deneyimlerin mi ruh halini etkilediği ayrımını yapmak büyük önem taşır,. Tıpkı kalbin, böbreğin veya karaciğerin bozulabildiği gibi, penis de çeşitli faktörlerden etkilenerek işlev kaybı yaşayabilir,.

“Erkek Utancı” ve Sessiz Kalmanın Bedeli

Toplumumuzda ve hatta batı toplumlarında sertleşme, sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda bir “iktidar” ve güç göstergesi olarak algılanmaktadır. Üroloji literatüründe eskiden kullanılan “empotans” terimi, aslında bu iktidarı sürdürememe durumuna işaret eder. Erkekler için yatakta bu iktidarı sağlayamamak; iş hayatında, sosyal çevrede ve diğer tüm yaşam alanlarında tehdit altında hissetmelerine yol açarak büyük bir korku ve utanç duygusu oluşturur.

Bu “erkek utancı”, buzdağının suyun altında kalan görünmeyen ama en derin kısmıdır,. Erkekler bu sorunu eşlerine itiraf etmekten hoşlanmadıkları gibi, çoğu zaman kendilerine bile söylemekten imtina ederler. Hatta klinik ortamda, doktorun karşısında bile kelimelere dökmekte zorlandıkları, büyük bir mahremiyet ve utanç duvarıyla karşılaştıkları görülmektedir. Bu durum, sorunun sürekli ertelenmesine ve çözümün gecikmesine neden olmaktadır.

Psikolojik Bir Sığınak mı, Yoksa Fiziksel Bir Gerçek mi?

Geçmiş yıllarda tıp dünyası, sertleşme bozukluklarının yaklaşık %90’ının psikolojik nedenlerden kaynaklandığını düşünüyordu. Hastalar da iş stresi, yorgunluk veya maddi sıkıntılar gibi bahaneleri “güvenli bir liman” olarak görüp sorunu psikolojiye bağlamaya eğilimlidirler. Ancak modern tıp, nitrik oksit mekanizmalarının ve fosfodiyesteraz tip 5 enzim inhibitörlerinin keşfiyle bu bakış açısını tamamen değiştirmiştir,.

Bugün biliyoruz ki, yaş ne olursa olsun sertleşme sorunu ile başvuran bir hastada öncelikle fiziksel faktörler araştırılmalıdır. Elbette psikolojik faktörler mevcuttur; ancak burada kritik nokta, fiziksel bir bozukluğun yarattığı başarısızlık hissinin mi psikolojiyi bozduğunu, yoksa ana kaynağın mı psikiyatrik olduğunu ayırt etmektir. Bu ayrım yapılabildiğinde tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.

Sertleşme Sorunu Ne Kadar Yaygın?

Sertleşme sorunu sanılanın aksine oldukça yaygın bir durumdur. İstatistiklere göre:

  • 20-40 yaş aralığında: %10 ile %20 oranında görülmektedir.
  • 40 yaşından sonra: Her 10 erkekten 4 ila 7’sinde (yani %40-%70 oranında) farklı derecelerde (hafif, orta, ileri) sertleşme problemi yaşanmaktadır,.
  • Sorun özellikle 40’lı ve 60’lı yaşlarda iki büyük “pik” noktasına ulaşmaktadır.

Fiziksel Nedenler ve Vücudun Alarm Sistemi

Sertleşme sorunu genellikle vücuttaki diğer sistemik hastalıkların bir habercisidir. Bir erkeğin genel sağlığı nasıl bozuluyorsa, penis sağlığı da buna paralel olarak etkilenir. Fiziksel nedenleri şu başlıklar altında toplayabiliriz:

1. Hormonal Faktörler

Cinsel işlevlerin temel taşı olan testosteron hormonu, hem çocuk sahibi olmada hem de sertleşme mekanizmasında kritik rol oynar. Doğuştan gelen veya sonradan gelişen testosteron eksiklikleri, doğrudan sertleşme kapasitesini düşürür.

2. Nörojenik (Sinirsel) Faktörler

Sağlıklı bir sertleşme için beyinden penise bir “elektrik sinyali” gitmesi gerekir. İnmeler, beyin kanamaları, omurilik yaralanmaları veya sinir iletimini zayıflatan hastalıklar bu sinyali keserek soruna yol açabilir,.

3. Yapısal Bozukluklar

Penisin içinde kanla dolarak şişen süngerimsi yapılar bulunur. Eğer bu yapılarda kireçlenme (Peyronie hastalığı gibi) veya doku bozukluğu varsa, kan gelse bile penis yeterince esneyip genişleyemez ve sertleşme gerçekleşemez.

4. Damarsal Problemler ve Kalp Sağlığı

Sertleşme aslında bir kan akışı olayıdır. Ateroskleroz (damar sertliği) nedeniyle penise yeterli kan gidememesi veya gelen kanın içeride hapsolamayıp kaçması (venöz kaçak) en sık rastlanan fiziksel nedenlerdendir. Özellikle koroner kalp hastalığı olan erkeklerde, kalpteki damar tıkanıklığının bir benzeri penisteki kılcal damarlarda da görülebilir.

5. Diyabet ve Diğer Sistemik Hastalıklar

Diyabet (şeker hastalığı), beyinden ayak tırnağına kadar tüm vücudu etkilediği gibi penis sağlığını da ciddi şekilde bozar. Ayrıca hipertansiyon, böbrek hastalıkları ve geçirilmiş ameliyatlar da sertleşmeyi olumsuz yönde etkileyen faktörler arasındadır.

Tanı ve Çözüm Yolları: Ne Yapılabilir?

Sertleşme sorunu, günümüz tıbbında çaresiz bir durum değildir. Tedavi süreci şu adımları kapsar:

  • Doğru Tanı ve Muayene: Tedavinin en önemli aşaması, uzman bir hekim tarafından yapılacak ayrıntılı muayene ve tetkiklerdir. Bu süreçte sorunun damarsal mı, hormonal mi yoksa sinirsel mi olduğu kesin olarak belirlenir.
  • İlaç Tedavileri: Modern tıbbın sunduğu en önemli çözümlerden biri, penis içindeki damarların genişlemesini sağlayan fosfodiyesteraz tip 5 (PDE5) enzim inhibitörleridir. Bu ilaçlar, nitrik oksit mekanizması üzerinden çalışarak ereksiyonun gerçekleşmesine ve sürdürülmesine yardımcı olur.
  • Sistemik Hastalıkların Kontrolü: Eğer altta yatan neden diyabet, kalp hastalığı veya hormonal bir eksiklik ise, bu durumların tedavisi sertleşme kalitesini de artırır.
  • Psikolojik Destek: Fiziksel bir sorun tespit edilse dahi, bu durumun yarattığı negatif duygulanımı ortadan kaldırmak için multidisipliner bir yaklaşım sergilenebilir.

Bu Bir “Çift Sorunu”dur

Sertleşme sorunu sadece erkeğin değil, çiftin ortak bir problemidir,. Partnerler arasındaki ilişkiyi, sosyal yaşamı ve hatta kişinin iş performansını bile doğrudan etkileyen bir durumdur,. Ancak unutulmamalıdır ki; basit bir muayene ve tetkiklerle sorunun kaynağı net olarak ortaya konulabilmektedir.

Fiziksel nedenler tespit edilip doğru tedaviye başlandığında, sadece cinsel hayat değil, aynı zamanda aile mutluluğu ve genel yaşam kalitesi de belirgin şekilde artmaktadır,. Sertleşme sorunu korkulacak veya utanılacak bir “tabu” değil, tıbbi yöntemlerle çözülebilen bir sağlık sorunudur.

Prof. Dr. Ömer Faruk

1996 yılında Tıp Fakültesinden mezun oldum. 2004 yılında üroloji ihtisasımı tamamladım. İhtisas sonrası FEBU title almaya hak kazandım. İhtisas sonrası laparoskopik cerrahi eğitimi için Leipzig Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniğinde Prof. Stolzenburg ile birlikte çalıştım. 2011 yılında Doçent oldum. 2017 yılında Ankara Gülhane Üroloji Kliniği Profesörlük kadrosuna atandım detaylı bilgi için hakkımda sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu