40 Yaş Üstü Erkeklerde Sertleşme Sorunu İstatistikleri ve Penil Protez Kullanımı

Sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon), erkeğin cinsel ilişki için yeterli sertliği sağlayamaması veya sürdürememesi olarak tanımlanır ve özellikle 40 yaş sonrası dönemde daha sık görülür. Erektil disfonksiyon yalnızca cinsel yaşamı değil, aynı zamanda özgüveni, ruh hâlini ve partner ilişkisini de olumsuz etkileyebilir. Toplumda konuşulması zor bir konu olması nedeniyle birçok erkek hekime başvurmayı geciktirmekte, bu da gerçek görülme sıklığının bildirilen rakamların üzerinde olabileceğini düşündürmektedir [1,2].
Erektil Disfonksiyon Yaş Aralığı

Epidemiyolojik çalışmalar, erektil disfonksiyon’un yaşla birlikte belirgin şekilde arttığını göstermektedir. Küresel veriler, 40–70 yaş aralığındaki erkeklerin yaklaşık yarısında farklı derecelerde erektil disfonksiyon bulunduğunu; 50 yaş sonrası bu oranın daha da yükseldiğini ortaya koymaktadır [3,4]. 2025 yılına gelindiğinde dünyada yaklaşık 322 milyon erkeğin erektil disfonksiyon’dan etkilenebileceği öngörülmektedir [5,6]. Erektil disfonksiyon’nun ortaya çıkmasında yaş tek başına belirleyici değildir; diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, obezite, metabolik sendrom, sigara kullanımı ve bazı prostat hastalıkları riski belirgin şekilde artırmaktadır [7,8]. Bu nedenle erektil disfonksiyon, bazen daha geniş kapsamlı damar ve kalp sağlığı sorunlarının erken bir göstergesi olarak da kabul edilir [9].
Son yıllarda erektil disfonksiyon’nun genç yaş gruplarında da artış gösterdiği bildirilmiştir. Bazı çalışmalarda, 40 yaş altındaki erkeklerde görülen erektil disfonksiyon vakalarının %15–72’sinde organik (fiziksel) nedenlerin rol oynayabildiği ifade edilmektedir [10]. Kültürel faktörler ve utanma duygusu nedeniyle erektil disfonksiyon çoğu zaman gizli kalmakta; bu da tanı ve tedavinin gecikmesine yol açabilmektedir [2].
Erektil Disfonksiyon Tedavisi
Erektil disfonksiyon tedavisinde amaç, ereksiyon kalitesini artırmak ve hastanın yaşam kalitesini yükseltmektir. Tedavi genellikle basamaklı bir yaklaşımla planlanır. İlk basamakta çoğu hastada ağızdan kullanılan fosfodiesteraz-5 inhibitörleri (PDE5-İ; ör. sildenafil, tadalafil vb.) tercih edilir [11]. Bu ilaçlar etkili ve pratik olmalarına rağmen her hastada yeterli yanıt oluşturmayabilir veya bazı hastalarda yan etkiler ve tıbbi kısıtlılıklar nedeniyle kullanılamaz [12]. İlaçlara yanıtın yetersiz olduğu durumlarda ikinci basamakta penis içine enjeksiyon tedavileri, intraüretral uygulamalar ve vakum ereksiyon cihazları gibi yöntemler gündeme gelir [13,14]. Bunun yanında kilo kontrolü, düzenli egzersiz, sigarayı bırakma ve stres yönetimi gibi yaşam tarzı düzenlemeleri hem erektil disfonksiyon’nun seyrini iyileştirebilir hem de diğer tedavilerin etkinliğini artırabilir [15]. Ancak bu yöntemlerin bir kısmında uzun vadede bırakma oranlarının yüksek olduğu ve bazı hastalarda kalıcı tatmin edici sonuç elde edilemediği bildirilmiştir [16].
Diğer tedavilere yanıt alınamayan veya kalıcı çözüm isteyen hastalarda penil protez (penis implantı) önemli bir seçenektir. Penil protezler temel olarak iki ana gruba ayrılır: bükülebilir (malleable/yarı sert) ve şişirilebilir (inflatable) protezler [4]. Bükülebilir protezler mekanik olarak daha basit, genellikle daha ekonomik ve dayanıklı sistemlerdir. Şişirilebilir protezler ise “sert–yumuşak” hâl değişimini daha doğal şekilde taklit edebildikleri için kozmetik ve işlevsel açıdan daha çok tercih edilir; özellikle üç parçalı şişirilebilir protezler daha doğal görünüm ve gizlenebilirlik sağlar [17,18].
Sertleşme Sorunu İçin Kalıcı Çözüm
Penil protez ameliyatı uygun hastada yüksek başarı ve memnuniyet oranlarına sahiptir. Çalışmalar, özellikle şişirilebilir protezlerde hasta memnuniyetinin %80–95’in üzerine çıkabildiğini, partner memnuniyetinin de %76–85 civarında olduğunu göstermektedir [19,20]. Protez sonrası cinsel yaşam, özgüven, ilişki kalitesi ve genel yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler bildirilmiştir [21,22]. Bu nedenle Amerikan Üroloji Birliği ve Avrupa Üroloji Derneği kılavuzları, diğer tedavilere yanıt alınamayan erektil disfonksiyon hastalarına penil protez seçeneğinin sunulmasını önermektedir [23,24].
Bununla birlikte penil protez cerrahisinin de bazı riskleri vardır. Enfeksiyon, mekanik arıza, yeniden ameliyat (revizyon) ihtiyacı, doku hasarı ve penis boyunda kısalma algısı bunlar arasındadır [25,26]. Günümüzde gelişmiş antibiyotik kaplamalar ve cerrahi teknikler sayesinde enfeksiyon oranları %2’nin altına kadar düşmüştür [19,27]. Yine de bu işlem geri dönüşü olmayan bir uygulama olduğu için, aday seçimi ve ameliyat öncesi danışmanlık büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, genel sağlık durumu, el becerisi ve yaşam tarzı dikkate alınarak karar verilmelidir [28].

Sonuçlar
Erektil disfonksiyon özellikle 40 yaş sonrası dönemde yaygın görülen ve çoğu zaman diyabet, kalp-damar hastalıkları ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkili bir durumdur. Tedavi basamaklı şekilde planlanır; önce ilaçlar ve daha basit yöntemler denenir. Bu yaklaşımlar yetersiz kaldığında penil protez, kalıcı ve güvenilir bir çözüm sunar. Doğru hasta seçimi, gerçekçi beklenti yönetimi ve deneyimli cerrahiyle, penil protez uygulaması birçok hastada cinsel işlevi geri kazandırarak yaşam kalitesini anlamlı biçimde artırabilir [4,29].
Kaynaklar
1. Zhang Y. et al., 2025
https://doi.org/10.3389/fendo.2024.1412369
2. El-Osta A. et al., 2023
https://doi.org/10.1186/s12894-023-01180-2
3. Jannini E.A. et al., 2013
https://doi.org/10.1111/jsm.12344
4. Marcu D. et al., 2015
https://doi.org/10.55453/rjmm.2015.118.3.7
5. Leisegang K. & Finelli R., 2021
https://doi.org/10.1080/2090598x.2021.1926753
6. El-Osta A. et al., 2022
https://doi.org/10.1101/2022.05.30.22275800
7. Wang V.M. & Levine L.A., 2022
https://doaj.org/article/a2e249bc73434b66915de4d463e9b22f
8. Lisco G. et al., 2023
https://doi.org/10.1186/s12610-022-00182-8
9. Saffati G. et al., 2024
https://doi.org/10.1093/sxmrev/qeae066
10. Kazemi E. et al., 2021
https://doi.org/10.14715/cmb/2021.67.3.31
11. Özbay E. et al., 2021
https://doi.org/10.4081/aiua.2021.2.237
12. Retzler K., 2019
https://doi.org/10.14200/jrm.2019.0104
13. Moussa M. et al., 2020
https://doi.org/10.4081/aiua.2020.4.371
14. Wang C. et al., 2023
https://doi.org/10.3389/fendo.2023.1148834
15. Droupy S. & Colson M.H., 2022
https://doi.org/10.1155/2022/9122099
16. Morgado A. et al., 2017
https://doi.org/10.1016/j.androl.2017.07.003
17. Castiglione F. et al., 2017
https://doi.org/10.1007/s11934-017-0735-2
18. Tsambarlis P. & Hellstrom W.J., 2020
https://doi.org/10.4103/aja.aja_102_19
19. Antonini G. et al., 2015
https://doi.org/10.1038/ijir.2015.33
20. Bayrak Ö. et al., 2020
https://doi.org/10.4081/aiua.2020.1.25
21. Arndt K. et al., 2020
https://doi.org/10.1007/s00120-020-01418-z
22. Luna E. et al., 2022
https://doi.org/10.1016/j.jsxm.2022.06.018
23. Masterson J.M. et al., 2019
https://doi.org/10.1038/s41443-019-0129-8
24. Salonia A. et al., 2021
https://doi.org/10.1016/j.eururo.2021.06.007
25. Cayetano-Alcaráz A.A. et al., 2021
https://doi.org/10.12703/r/10-73
26. Roadman D. et al., 2024
https://doi.org/10.21037/tau-23-354
27. Hammad M. et al., 2023
https://doi.org/10.1038/s41443-023-00773-7
28. Narang G. et al., 2017
https://doi.org/10.21037/tau.2017.07.04
29. Chung E. et al., 2022
https://doi.org/10.1038/s41585-022-00607-z




