Çocuklarda cerrahi sünnet

0
166

Hiç düşündünüz mü, insanlık tarihinde en eski uygulanan ve uygulandığı günden bu zamana kadar devam ettirilen cerrahi işlem hangisidir acaba?

Çıban deşmek? İrin boşaltmak? Yaraları dağlamak?

Aklınıza gelen pek çok uygulamayı sıralayabilirsiniz.

Tıp ve Tarih uzmanları bu konuyu incelediklerinde karşılarına çıkan sonuç karşısında hiç de şaşırmadılar. Şaşırmadılar çünkü sadece Türk toplumunda değil dünyanın pek çok ülkesinde çeşitli gerekçelerle pratik hayatın içinde var olan bir cerrahi müdahaleyi karşılarında idi.

Sünnet

Yunan mitolojisinde Kybele’ye olan aşkını unutarak Kral Midas’ın kızıyla evlenen Attis; düğüne davetli olan Kybele’yi karşısında gördüğünde utancından erkeklik organını keserek kanlar ve acılar içinde kıvranmaya başladığı anlatılır. Kybele ise sevgilisinin bu ıstırabına daha fazla dayanamayarak onu bir çam ağacına dönüştürerek acısını sonlandırır.

İşte tarihteki en eski mitolojide sünnetin hikayesi.

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıllarda Şanlıurfa’da Göbeklitepe denilen mevkide yapılan kazı çalışmaları insanlık tarihi ile ilgili önemli ipuçları verdi. O güne kadar ilk insanın milattan önce daha erken bir zamanda yaşadığına inanılırken, Göbeklitepe kazı çalışmalarından sonra ilk insan yaşamının milattan önce 11.000 yıllarına ait olabileceği kanıtlandı. En son ziyaret ettiğimde kazı çalışmaları halen devam ediyordu.

Oradan neler çıkacağı, sünnetin tarihini de bilmemiz açısından önemli olacaktır. Zira bugüne kadar ilk sünnetin milattan önce 5.000 yıllarına ait olduğu bildirilmekte idi. Belki Şanlıurfa’daki kazı çalışmalarından elde edilecek veriler bizi sünnetin tarihçesi konusunda çok daha eskilere götürebilir.

sunnet doktoru

Öyle veya böyle; kesin olan bir şey var ki; insanlık tarihinin en eski uygulanan ve günümüze kadar ulaşan cerrahi işlemi sünnettir. Yazılı tarih başlamadan çok daha önceleri yapıldığına dair pek çok kanıt mevcuttur.

Semavi dinlerin etkisi ile zamanla sünnet klasik bir cerrahi işlemin ötesinde geleneksel bir yapıya dönüşmüştür. Yahudilik ve İslam dinlerinin öğretileri ile günümüze kadar taşınmıştır.

İslamiyet öncesi eski Türkler’deki uygulamalar konusu ayrı bir araştırma konusu olarak tıp tarihçilerini beklese de Osmanlı dönemi ile ilgili pek çok bilimsel makale yayınlanmıştır. Hatta Fatih Sultan Mehmet Han döneminin ünlü cerrahlarından biri olarak kabul edilen ve Türk İslam tıp dünyasında önemli tıp kitapları bıraktığı bilinen Şerafeddin Sabuncuoğlu, minyatür sanatı ile sünneti ilk olarak yazılı metinlerde resimle anlatan kişi olarak bilinmektedir.

Anadolu’da dini bir gerekçeden öte geleneksel bir ritüel uygulama haline gelmiştir. Sünnet yapılacak çocuğa güzel elbiseler giydirmek, kaldığı odayı süslemek, hediyeler almak, misafir çağırmak, yemek yedirmek, Kuran ya da mevlit okutmak, çeşitli eğlenceler düzenlemek gibi pek çok gelenek günümüzde de uygulanmaktadır.

Geçmiş yıllarda köylerde sünnetlerin nasıl yapıldığını pek çoğumuz hatırlarız. Köye yaz aylarında, senede bir defa elinde çantası ile yaşlı bir amca uğrar ve onu gören bütün çocuklar köşe bucak kaçışırdı.

Anneler, babalar tarlada işlerini bırakıp bir koşuda kaçan çocukları Sünnetçi Amca’nın önüne getirirler; kirve çocuğu tutar ve tekbirler eşliğinde oldu da bitti maşallah yapılırdı. Sünnetçi Amca ne olduğunu kimsenin pek bilmediği o “sarı tozu” yaranın üzerine döker ve sıkı sıkıya sarardı. Birkaç gün sonra acıdan çığlıklar eşliğinde o sargı açılır; iyileşme olmamışsa üzerine “kara merhem” sürülerek iyileşmeye bırakılırdı.

Bugün şükürler olsun ki ülkemizdeki sağlık koşulları pek çok gelişmiş ülke ile aynı düzeye gelmiş hatta onlardan daha iyi durumdadır. Köylerde ya da şehirdeki evlerde uygulanan işlemin yerini steril koşullara sahip hastaneler almıştır. Sarı toz, kara merhem yerini herkesin ne olduğunu bildiği ilaçlara bırakmıştır. Yaşlı sünnetçi amcaların sayısı giderek azalmış onların yerini genç, güler yüzlü alanında yetişmiş hekimler almıştır.

Bundan birkaç yıl evvel ünlü yazar Elif Şafak’ın “İskender” isimli romanını pek çoğumuz okumuşuzdur. Romanın kahramanı olarak tanıtılan İskender; isyankâr, mutsuz, arayış içinde ve aldatılmış bir ruh haline sahip karakterdir. Yazar İskender’in bu ruh halindeki karmaşanın temelini sorgularken onun çocukluğunda geçirdiği sünnet travmasına dikkati çekmiştir.

Gerçekten de ehliyet ve deneyimden yoksun şahısların uygunsuz koşullarda yaptığı sünnet, pek çok çocuğun zihninde önemli bir travma oluşturmaktadır. Çocukların gerek fiziksel sağlıklarının korunmasında gerekse ruhsal durumlarının korunmasında sünneti kimin yaptığı, hangi koşullarda yapıldığı oldukça önemlidir.

Bugün için tıbbi açıdan önerilen sünnetin mutlaka bir sağlık kuruluşunda ve hatta imkanlar var ise tam teşekküllü bir hastane koşullarında yapılmasıdır. Zira gelişmiş ülkelerin tamamındaki uygulamalar bu şekilde olmaktadır.

Sünneti yapacak kişinin bir üroloji uzmanı olması tercih sebebidir. Sünnet öncesinde ve sırasında çocuğun korkusunu giderecek psikolojik destek hem aile hem de hekim tarafından sağlanmalıdır. Çocukların bağıra çağıra, acı ve korku içinde kıvranarak sünnet olmaları dönemi son bulmuştur. Bunun yerini modern ilaçlar ve cerrahi çözümler ile çocuğa olabildiğince konforlu bir cerrahi imkânı sağlanmaktadır.

Gözümüzden titrediğimiz çocuklarımızı sünnet yaptırırken imkanlar dahilinde en iyi sağlık koşullarını sağlamak tüm anne ve babalara ait en önemli sorumluluktur. Çocuklarımızın fiziksel açıdan sağlıklı olmasının yanı sıra ruhsal açıdan tam bir iyilik hali içerisinde büyümelerini sağlamak hepimizin görevidir.

Tüm çocuklarımıza ve onları yetiştiren anne babalara; sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir ömür geçirmelerini diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz